HAKİKAT BURADA

• 1/7/2007 - SİYASET MASKESİ ALTINDA "SİYAH SET"

Bu milletin parasını alıyor küfre meyletmek için, ihânet etmek için!
Bunların yaptığı "Siyaset" midir, "Siyah-set" midir?
Her hayra engel olan "Siyah-set"tir.

Bugün "Siyaset" adı altında öyle ihânetler, öyle yalancılıklar, öyle hırsızlıklar, öyle kötülükler irtikap ediliyor ki
artık bunun adına "Siyah-set" deniliyor. Bu öyle karanlık bir "Set" ki içine düşeni yutuyor.
Artık hakikati göremez hâle getiriyor. Gözleri kör ediyor.

"Onların (münafıkların) hâli, karanlık bir gecede ateş yakan kimsenin durumuna benzer.
Ki, ateş tam onların çevresini aydınlatmışken, Allah onların nurlarını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır.
Onlar artık hiçbir şeyi göremez olurlar."
(Bakara: 17)

 

Siyaset esas itibari ile ülke idaresi, diplomasi gibi mühim vazifeleri işaret eden şümullü bir kelimedir.

Ancak bugünkü zamanda siyaset denilince akla, makam, mevkî, menfaat gibi süflî arzularını temin etmek için didişen topluluklar akla gelir. Yalan, dolan, arsızlık, hırsızlık her türlü kötülüğün hüküm sürdüğü bu düzene biz "Siyah-set" diyoruz.

Bir de "Küfrü hoş görme" küfrü ile memleketi küffara peşkeş çekme ihânetinin de siyaset adı altında yürütülmesi "Siyah-set" karanlığına en koyu bir karanlık katmıştır. Zira bu karanlığın telâfisi çok zordur, bu ihânetin zararı çok daha büyüktür.

Hiç şüphe yok ki imanlı, vicdanlı namuslu insanlar da mevcut. Bunlara aslâ sözümüz olmaz.

Ve fakat ekserisinin durumu şöyledir:

Sermayesi yalandır ve hemen dolan. Niçin yalan söylüyor? Yediği haram, giydiği haram. Bu haramların icraatı budur. Ondan başka ne beklenir?

Ve sonra hemen dolanır.

Şayet mebus olursa sanki o sözleri o söylememiş, sanki o vaadlerde aslâ bulunmamış. Niçin? Çünkü artık arzusuna kavuştu. O bütün vaadler oraya oturuncaya kadar idi.

Propaganda meydanlarında bir numara müslümanlar.

Meclise girdiği zaman da dinine, vatanına, millet ve memlekete namusu ve şerefi üzerine yemin ediyorlar. Sonra sandalyeye oturduğu zaman bunları hiç söylememiş gibi dini ve namusu çiviye asar, kıpkızıl bir kâfir olarak gezer.

Bunlar, mecliste yemin ederken vatanına ihânet etmek için mi, küffara yardım edeceklerine dair mi yemin ediyorlar? Zira diyar diyar gezip küfrü hoş göstermeye çalışıyorlar. Demek ki bunların yemini bu imiş.

Onların yaptığı siyaset midir? Her hayra engel olan siyah-set midir? Bir de bu devletten, milletten maaş alıyorlar. Ama milletin aleyhine çalışıyorlar. Bu vatan hâinliği değil de nedir?

Aldıkları paralarla yaşadıkları refah hayatları veren bu millete mi hizmet ediyorlar, yoksa milletin parasıyla yaşadıkları bu refahla küfre hizmet, vatana ihânet mi ediyorlar? Bu paraları küffara hizmet için, dine, vatana ihânet etmek için mi alıyorlar?

Bunlar iki yüzlü münafık değil de nedir?

Bunları nasıl tanırsınız?

Papaları öldü mü hepsi koşarlar. Ermeni, yahudi öldü mü cenazelerine giderler. Mehmetçik şehit olduğu zaman "Bize ne!" derler. Bizden değil bu!

Bunların yaptığı siyaset midir? Siyah-set midir? Her hayra engel olan siyah-settir.

Mebus namzedi arkadaşına der ki: "Sen oturma, ben oturayım!"

Onu seçen halka da der ki: "Sen öl, ben yaşayayım!"

Bütün hazineyi aralarında taksim etseler yine de az gelir. Ve fakat millet açmış, maaşını alamamış, onların umurunda bile değil.

Din, iman, vicdan, millet, memleket ne gerek sana! Otur koltuğuna, doldur cebini, salla başını al maaşını! Memleketi düzeltmek sana mı kalmış?

Bir bakarsınız fakir sofralarında boy gösterir, bir bakarsınız milletin parası ile en görkemli binaları en gösterişli makam odalarını inşa etmiştir.

Kendi yandaşlarını zengin etmek için devlet kasasının zarar etmesine göz yumar. Kendi yandaşlarının, kendi partisinin adamlarının hırsızlıklarına göz yumar, örtbas eder. Hakikati, hırsızları ifşa eden milletvekillerine partiye zarar veriyorsun diye ceza verir.

Cehennem namzetleri de boş durmaz çalışır. Amma onlar şöyle çalışır: Çalabildiği kadarını çalar, işi o, çalamadığını kanun çıkartarak cebine doldurur. Onların çalışması kanunu değiştirmek ve hazineyi ceplerine koymaktır. Onlar da bunun için çalışır.

Onun içindir ki millet olarak bu hâle geldik.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Demek ki sizler iş başına gelecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık bağlarını keseceksiniz öyle mi?" (Muhammed: 22)

İş başına geçer, kumandayı eline alır da memleketi bozguna verir; halkı perişan eder!

"İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lânetlediği, sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir." (Muhammed: 23)

Halk Rezzak-u âlemden ümidini kesmiş ve kopmuş, siyasetçiye ümit bağlamış. O da onun ağzına yalandan bir bal çalıyor, o da o ümit ile yaşıyor.

O ise; -arzettiğimiz gibi- siyasetçinin sermayesi "yalan"dır ve "hemen dolan". "Sen oturma, ben oturayım. Sen öl, ben yaşayayım. Hangi yoldan olursa olsun, mevkiye geleyim ve cebimi doldurayım." Kim daha çok çalarsa o şöhret sahibidir. Ve şaşkın ona daha çok rağbet ediyor. Kim daha çok çalarsa ona daha çok yaklaşıyor. İyileri müstesna.

Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"İnsanlar uykudadırlar, öldükten sonra uyanırlar." (K. Hafâ)

İşte o zaman ayılacak.

Fakir inliyor, kimsenin umurunda değil. Akla hayale gelmeyen vergilerle bu semer vurulmuş, halk bu yükün altında inliyor, içi yanıyor ve fakat Hakk'tan koptuğu, ümidini siyasetçiye bağladığı için yine ona sarılıyor. Siyasetçi ona "Sen öl ben yaşayayım." diyor, itişip kakışıyor. Bütün dünya bu sahneyi seyrettiği halde umurunda bile değil. İşsiz çok, küçük esnaf inliyor. Vergiden ötürü eli cebinden çıkmıyor, amma zengine erişen yok, refah içinde yaşıyor.

Rüşvet âdet olmuş, haram yemek moda olmuş. Bu işlerin sonu ne olacak? Bu isyan cezasız kalmaz.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Allah bir millet hakkında hayır dilerse akıllı ve yumuşak huylularını idareci yapar. Aralarında âlimler hüküm verir. Cömertlerine de mal verir.

Allah bir millet hakkında şer dilerse, kötülerini idareci yapar. Aralarında cahiller hüküm verir. Cimrilerine de mal verir." (C. Sağîr: 391)

Daha evvel şöyle bir beyanımız vardı:

Plânlar önceden yapılmış. Mebuslardan, bakanlardan bazıları ne çalarsa çalsınlar, onların "Dokunulmazlık kanunu" var, biz onlara erişemeyiz. Memur görevini ihmal ettiğinde veya görevini kötüye kullandığında "Memuriyet kanunu" var, biz onlara erişemeyiz.

İyileri, dürüstleri, tenzih ediyoruz. Onlar müstesna.

Adaletsizlik, hırsızlık son haddini bulmuş, Rey alacağız diye hazineler boşalıyor. Peki, bunun karşılığı nereden karşılanacak? "Adam sende, nasıl olsa semeri halkın sırtına yükledik, nasıl olsa vergi de alırız!"

İsraf son haddini buldu.

İnleyen inliyor, kimsenin umurunda değil.

Şu kadar var ki Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:

"Siz ne halde iseniz, başınıza o halde idareciler gelir." buyurmuşlardır. (Deylemî)

Bu da sizin ameliniz ve cezânızdır.

Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyuruyorlar:

"Bazı hareketlerini akla ve dine uygun, bazılarını da çirkin bulduğunuz bir kısım idareciler çıkacak. Onlara verdiği desteği geri alan kurtulur. Onlardan uzak yaşayan selâmete erer. Onlarla haşır-neşir olan da helâk olur." (C. Sağîr: 4781)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyuruyor:

"Amel defterleri soldan verilenler... Onlar ne uğursuzdurlar.

İnsanın içine işleyen ateşin alevi ve kaynar su içindedirler.

Onlar serinliği ve hoşluğu olmayan kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

Çünkü onlar bundan önce dünyada iken varlık içinde şımartılmışlardı. Büyük günah işlemekte direnir dururlardı. 'Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz? Önce gelip geçmiş atalarımız da mı?' derlerdi.

De ki:

Hem öncekiler, hem de sonrakiler, bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır." (Vâkıa: 41-50)

"Dokunulmazlık kanunu" nedir? Bu kanun kime göre yapılmıştır? Böyle bir imtiyaz İslâm dininde var mıdır? Asla yoktur.

Değil İslâm'da, gayr-i müslimlerde dahi yok.

Bunu niçin yaptılar? Minareyi çalmadan kılıfını hazırladılar. Kötüler, kötülük yapmak için kendilerine zemin hazırladılar.

Namuslu, haysiyetli olanlar böyle bir kanuna muhtaç değildirler.

Milletin vekâletini üzerlerine alanların, doğru dürüst iş yapacağına yemin edenlerin herkesten daha dürüst olmaları lâzım gelmez mi? Çünkü masum insanların vekâletini yapıyorlar. Maaşlarını o millet veriyor. Bu emanete hiyanetlik yapmaları apaçık münafıklık oluyor.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Münafıklığın alâmeti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz. Kendisine bir şey emanet edilirse hıyanet eder." (Buhârî)

Üçü birden münâfıklığa giriyor.

Diğer bir rivayette:

"Her ne kadar oruç tutsa da, namaz kılsa da ve kendini müslüman zannetse de." buyurulmuştur. (Müslim)

Üstelik biri diğerinin pisliğini sergiliyor, pis kokusu ile bütün dünyayı kokutuyor. Sonra menfaat icabı o pisliğe ortak oluyor, bir perde çekiyor. Sanki onlar hiç onu yapmamışlar!

İç düşmanın yaptığı tahribatı dış düşman yapamaz, çünkü onun hedefi var, amma iç düşmanın hedefi yok.

 

Kötü Amirler:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"O yanından ayrıldığında (iş başına geçip idareci olduğunda) yeryüzünde fesat (anarşi) çıkarmaya, ekini (ekonomiyi) ve nesli helâk etmeye çalışır.

Allah fesadı sevmez." (Bakara: 205)

Ne fesadı sever, ne de fesat çıkaranları.

Bütün kötülükler kötü âmirlerin kötülüklerinden kaynaklanır, müsebbib onlardır. Her ne kadar iş yapıcı gibi görünseler de, gerçekte yıkıcıdırlar.

Kötü yöneticiler hakkında büyük bir tehdit olmak üzere Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmaktadır:

"Allah bir halk kitlesinin başına getirip de, öldüğü gün halkını aldatmış olarak ölen hiçbir kul yoktur ki, Allah ona cenneti kesinlikle haram etmesin." (Müslim: 142)

Ve bütün yaratıklar ona lânet etmemiş olsun. Yani bu gibi kimseler Cennet-i âlâ'ya giremezler. Onlara destek verenlerin de onlarla beraber olacakları şüphesizdir.

Yaptıkları hıyanetlerin hesabı ahirette kendilerine birbir sorulacak, bu kadar insanın vebali üzerlerine yüklenecektir.

Oysa Allah-u Teâlâ Zilzâl sûre-i şerif'inin 7. ve 8. Âyet-i kerime'lerinde zerreden soracağını haber veriyor.

"Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.

Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür."

İkinci bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruyor:

"Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenlere göğün kapıları açılmaz, deve iğne deliğinden geçmedikçe de cennete giremezler. Suçluları işte biz böyle cezâlandırırız." (A'râf: 40)

Amma imansız, vicdansız insan bu Âyet-i kerime'leri de dinlemez, tâ ki cehenneme girinceye kadar. Oraya girdiği zaman tadını tadar.

Onu sadece imtihan için oraya koymuştu, onu denemişti. Cehennemi hak etmişti. Birkaç gün için bir ebedî cehennem azabı.

"Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!

Tat bakalım! Hani sen kendince çok üstün, çok şerefli bir kimse idin." (Duhan: 47-48-49)

Artık orada o bir gübre olur. Ne ölür ne de yaşar. Çünkü cehennemin ortasında başına kaynar su dökülüyor, haşlanıyor.. O da gübre olur. Ölüm yok, yaşama da yok. Cife gibi kalır orada.

Azap üstüne azap çekmeleri için dünyada geçirdikleri zevk ve sefaları, yiyip içtikleri başlarına kakılır, onlara taraf-ı ilâhî'den şöyle hitap edilir:

"Siz bütün zevklerinizi lezzetlerinizi, sizin için güzel olan her şeyinizi dünya hayatınızda yaşayıp bitirdiniz. Artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız." (Ahkâf: 20)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmaktadır:

"Allah kime müslümanların işlerinden bir şeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur giderirse; kıyamet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur, giderir." (Tirmizî)

Bu Hadis-i şerif, hangi mertebede olursa olsun halkın idaresinde bulunan kimselerin halka yakınlık göstermesi, işlerini kolaylaştırması gerektiğine işaret etmektedir.

Ebu Saîd -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:

"Kıyamet günü insanların Allah'a en sevgili ve mekân olarak en yakın olanı, adaletli âmirdir.

O gün insanların Allah'a en menfuru ve O'ndan mekân olarak en uzak olanı da zâlim âmirdir." (Tirmizî: 1329)

Kötü yönetici, dinine ve vatanına ihânet eder. Hem nefsine hem de halkına zulmeder, devlete en büyük ihâneti eder. Her fırsatta devlet kalesinin taşlarını bir bir yuvarlar, yıkmak için çalışır. Çünkü o, kime hizmet ediyorsa onun kuludur. Herkes sevdiği ile beraberdir ve sevdiği ile beraber haşrolunacaktır.

Âyet-i kerime'de:

"Onların kalpleri iman etmedi." buyuruluyor. (Mâide: 41)

Sen ise onları müslüman zannediyorsun.

Allah-u Teâlâ'ya gönül veren kimse Hakk'ın kuludur. Kalbini bâtıla çevirenler halkın kuludur. Bu gibi kimselerin cismine aldanman, senin aptallığına delâlet eder.

Şerefsiz bir yönetici olmaktansa, şerefli bir vatandaş olmak ondan çok daha hayırlıdır. Zira şerefi ile yaşar.

Şerefsiz bir yöneticinin ruhu ölmüştür. Vicdanı ona rahat vermez ve kalbi daima huzursuzdur.

Bir yönetici konuşurken sözüne dikkat et! Doğru mu konuşuyor, yalan mı konuşuyor? Eğer yalancı ise onun hiçbir sözüne ve icraatına itibar edilmez. Çünkü o, hâinlik yürütür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Hâinlerin savunucusu olma!" buyuruyor. (Nisâ: 105)

Allah-u Teâlâ'nın halkettiği bütün mahlûkat bunlara lânet eder. Niçin? Çünkü müslüman gibi görünüyor, fakat Din-i İslâm'a ihânet ediyor. Bir taraftan dini, diğer taraftan devleti yıkmaya çalışıyor. Fakat onlar bunu bilmezler, gayeleri peşinde koşarlar.

Kim daha fazla hırsızlık yaparsa şöhret oluyor.

Kim daha fazla çalarsa rağbet buluyor...

Harama irtikap edenlerin oturduğu koltuk elektrikli sandalyedir. O kişi, o anda ölüme mahkûmdur. Yani ruhu o anda ölmüştür, yaşayan canlı cenazedir. O koltuğa hevesli, cebine hevesi çok amma, oturduğu anda elektrikli sandalyeye oturduğunu çok iyi bilmelidir, ebedî hayatını söndürmüştür.

Üstelik bunlar, memleket için doğru-dürüst çalışacaklarına dâir yemin ederler. Doğru dürüst çalışanlar, dünya saâdetine ahiret selâmetine erdikleri gibi; diğer münafıklar ise hem dünyada büyük bir huzursuzluk ve sıkıntı içindedirler, ahirette de büyük bir azapla karşı karşıya kalacaklardır.

Onlar artık Hazret-i Allah ile ilgilerini kesmişler, halk ile ilgilerini kurmuşlar. Onların alış-verişi halk iledir. Yalnız nam ve şöhret düşünürler, gösteriş, riyaset ve mevki düşünürler. Halk da bunlara rağbet eder. Sözüne, kalıbına, elbisesine bakar.

Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Sen o münâfıkları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider ve söylerlerse dediklerine kulak verirsin. Sanki onlar direk olmuş keresteler gibidirler. Ve her gürültüyü, korkularından aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. Allah kahretsin onları! Hakk'tan nasıl çevriliyorlar?" (Münâfikûn: 4)

Bu halleri ile kendilerini halkın en iyileri, en faziletlileri zannederler. Oysa bunlar nefislerine değer verdikleri için, Hazret-i Allah'ın yanında gerçekten en düşük insanlardır.

Bunları yapanlar riyâkâr olur, yalancı olur, emanete hıyanet ettiği için de vatanına ihânet etmiş olur. Onun vazifesi cebini doldurmak olur. Bunlar emanete hıyanet edip münafık oldukları için de, ahiretteki yerleri esfel-i sâfilin'dir.

Ve bunlar güya o sandalyeye, milletin memleketin menfaatine çalışmak için otururlar. Fakat aslında bu adaletsizlikleri ile hem dine, hem de vatana en büyük ihâneti etmiş oluyorlar.

"İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler." (Enbiyâ: 1)

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün yere bir çizgi çizerek "Bu Allah yoludur." buyurdular. Yine bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler daha çizdikten sonra "Bunlar da yollardır, bu yolların her birisinde insanları o yola çağıran birer şeytan bulunur." buyurdular ve:

"İşte bu benim dosdoğru yolumdur, siz ona uyunuz. Başkaca yollara gidip de onlar sizi Allah'ın yolundan ayırmasın." (Enâm: 153)

Âyet-i kerime'sini okudular. (Dârimî - Sünen)

Hazret-i Allah diğer bir Âyet-i kerime'de:

"Ve her yolun başına oturup ta tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın." buyuruyor. (A'râf: 86)

Zan ilmi hiçbir zaman hakikate erişemez.

Siyaset demek onun bunun aleyhinde bulunmak, çamur atmak demek değildir. Bu işler İslâm'ın emrettiği kardeşlik dairesinde olmalıdır. Mülk ve hüküm Hazret-i Allah'ındır, dilediğinden alır, dilediğine verir.

İktidar kuvvette değil, ruhsattadır. Hazret-i Allah kime ruhsat vermişse o iktidar olur, icraatıyla da imtihanını verir. Dilerse ruhsatı ondan alır, başkasına verir ki o da imtihan olsun. Şu halde telâşa lüzum yok...

Bu husus Kur'an-ı kerim'de açık bir şekilde şöyle beyan buyurulmaktadır:

"Resul'üm! De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah! Sen mülkü kime dilersen ona verirsin, kimden dilersen ondan da çeker alırsın. Kime dilersen ona izzet verirsin yükseltirsin, kime dilersen ona zillet verirsin alçaltırsın. Hayır yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kâdirsin." (Âl-i imrân: 26)

"Bütün kuvvet ve kudret Allah'a âittir." (Bakara: 165)

"Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenip mağlup edecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? Müminler yalnız Allah'a güvensinler." (Âl-i imrân: 160)

O kime, hangi millete, hangi devlete ne kadar ruhsat verdiyse, ruhsat kadar kuvvetleri olur. Ruhsat alındığı anda bir adım atamazlar.

Milletler ve devletler arasında galibiyet ve mağlubiyet nöbetleşe deveran eder.

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Kelâm-ı kadim'inde bu hususta şöyle buyuruyor:

"Ey müminler! Gevşemeyin, üzülmeyin. Gerçekten inanıyorsanız, mutlaka en üstünsünüzdür.

Eğer size (Uhud'da) bir yara dokundu ise o kâfirler topluluğuna da (Bedir'de) benzeri bir yara dokunmuştu.

Biz o sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında bazen lehe bazen aleyhe döndürür dururuz.

Bu da Allah'ın ihlâslı ve azimli müminleri ayırd etmesi, içinizden şehitler edinmesi, müminleri tertemiz yapıp arıtması ve kâfirleri mahvetmesi içindir. Allah zâlimleri sevmez.

Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenlerle etmeyenleri, sebat edenlerle etmeyenleri belli etmeden cennete girivereceğinizi mi sanıyorsunuz?" (Âl-i imrân: 139-140-141-142)

Bir Hadis-i kudsî'de de şöyle buyuruluyor:

"Ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Sizi idare edenlerin sahibi ve meliklerin melikiyim. Onların kalpleri benim kudret elimdedir.

Eğer kullar bana itaat ederlerse, ben de onları onlara rahmet kılarım, merhamet ve şefkatle muamele ederler.

Yok eğer kullar bana isyan ederlerse; ben de onları onlara belâ ederim, kalplerini kin ve gazapla onlara çeviririm, en kötü azap ile azap ederler.

Binaenaleyh sizi idare edenlere karşı sövmekle, bedduâ etmekle meşgul olmayınız. Fakat nefislerinizi beni zikretmekle, bana duâ ve tazarru ile meşgul ediniz. Böylece ben de onların hakkından gelirim, sizi onların şerrinden korurum." (Mişkât'ül-Mesâbih)

Siyasetçiliği sevmeyiz ve gütmeyiz, gâyemiz Hazret-i Allah'ın emir ve hükümlerini hatırlatmak, yarınki şiddetli azaptan kurtarmaya çalışmaktır.

Siyaset hakkındaki bu görüşümüz daha evvel de izah edilmişti:

"Bugün insanları en çok helâk eden şeylerden birisi de siyasettir. O batağa düşmekten hazer ediniz, kalbi işgal ediyor, sonra da meşgul ediyor.

Bir kalpte iki sevginin yaşamasına imkân yoktur. Masivâ girerse muhabbet-i Mevlâ sâkıt olur. Muhabbet-i Mevlâ girerse mâsivâ sâkıt olur. Bir muhabbet ki Hazret-i Allah'ın muhabbetini geçmişse, o kalpte muhabbetullah yoktur. Merbudiyet nereye ise o vardır; Hakk'a rabtetmişse kişi Hakk'tadır, halka rabtetmişse halktadır. Kendimizi daima kontrol edelim. Hakk ile miyiz halk ile mi? Kalbimiz ne ile meşgul? Hepimiz geldik, hep göçücüyüz, göçerken meşgalemizle göçeceğiz. Halka müteveccih bir kalbin Mevlâ ile merbudiyeti olamaz. Ancak Hakk'a yönelen bir kalp kalb-i selimdir.

Müslüman gönlünü Hakk'a bağlayacak, her işinde Allah için hareket edecek. Partiye-pırtıya bağlanmayacak. Kalbini oraya verip kendini kaptırırsa Hakk'tan çözülmüş partiye bağlanmış olur. O gönül harabe haline gelir. Meselâ sinek, balı tatlı olarak görünce hemen üzerine düşer fakat bu düşüş onun hayatına mâlolur.

Parti de böyledir. Bal gibi görünürse de, kalbi işgal ettiği zaman muhabbet-i Mevlâ'nın çıkmasına vesile olur. Ebedî hayatı hiçe müncer eder. Binaenaleyh siyaset saâdet getirmez.

Siyasetten de siyasetçiden de kaçınmak lâzım. Bizim bütün hedefimiz, kardeşlerimizin kalplerini Hakk'tan gayrı her şeyden kurtarmaya ve arındırmaya çalışmaktır. En küçük bir bulaşıklık, üzerlerinde kalmasın istiyoruz.

İkinci bir husus şu ki, Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

"Benim ve Ashâb'ımın yolunda olanlar kurtulacak" buyurduğuna göre kurtuluş, Allah ve Resul'ünün yolundadır. Bizim bütün gaye ve gayretimiz bu noktadadır. O yoldan başka hiçbir yola yönelmiş değiliz. Yönelmiş olanları da o noktada toplamak ve birleştirmek azmindeyiz.

Biz herkesle görüşürüz, fakat hiçbir politikacının akıntısına kapılmayız, hiç kimseye âlet olmayız. Hiçbir parti ile ilgimiz yok. Ancak Allah ve Resul'ünün yoluna davet ederiz. Yetmez mi bize o izden gitmek? İslamiyet'den daha büyük şeref mi var? Yani bu noktadan süratle çıkış yapmamız icabediyor.

Allah ve Resul'ünün yolunda hayat, tefrikada ise dalâlet vardır. Bugün müslümanlar paramparça olmuş, her biri bir isim yapmış o isim peşinde gidiyor. Dolayısıyla o onu sevmiyor, o onu sevmiyor. Bu ayrılıklardan Hazret-i Allah hiç râzı olmaz..."

Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

ALLAH (c.c.) KATINDA DİN İSLAMDIR!..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

  • Fethullah Gulen Cemaatinin Icyuzu
  • Hakikat Dergisi Temmuz 2007
  • Ilahi Gorus Birligine Davet
  • Refah Partisinin Dini
  • Suleymancilarin Icyuzu
  • Arkadaşlar

    allahdostlarievliya
    kucukkaya
    kbveasu
    muhammedsas
    wsvg54
    monica
    islamimucadele
    sevgiyolcusu
    Rahmetli645
    asevinc
    ezantr
    ebulvefa
    ahkaf04
    evoglu
    kubbetusislam
    vuslatagecis
    nurcuu
    samiyusufturkiye
    mustafayaylacik
    ayvenur
    efendime
    gose
    digorlular
    historyofeconomy
    Elifcee
    davamiz
    karagil
    mnelam
    tiktikkimo
    abdulesved
    dinlerarasidialog
    asikbican
    mehmetbaykan
    beyzanur57
    yesilpencere
    vanlibabacan
    gurbuzyilmaz
    erkambin
    ftmaaa
    cennetedavett
    islamhukuku
    Kayıt Güncel Sayfa:3 Toplam:50
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa

    Kolay hit Toplist