HAKİKAT BURADA

• 1/7/2007 - İSLAM DİNİNE YAPILAN İHANET!...

İslâm dinine yapılan ihânet, Allah-u Teâlâ'ya yapılan ihânettir.
İhânetlerin en büyüğüdür. "Dinlerarası Diyalog", "Medeniyetlerarası İttifak", "Medeniyetler Buluşması" gibi isimler altında küfrü hoş görmek ve göstermeye çalışmak
İslâm kalesini yıkmaya çalışmakla aynı şeydir.
Bu icraatları yapanlar küfrü hoş gördükleri için küfürde küffarla ortaktırlar.
Müslümanların imanlı gönüllerini ve İslâm kalesini kâfire peşkeş çekmeye çalıştıkları için de İslâm dinine ihânet eden münafıklardır.

 

Küfrün İslâm kalesinin içerisine sızmasına yardım edenler; müslümanların imanlarını küffara peşkeş çekmek isteyenler, İslâm dinine ihânet edenlerdir.

Hâin nasıl ki bir kale kapısını gizlice açıp düşmanın içeriye nüfuz etmesine yardım ediyor, böylece ihânetini icra ediyorsa; bu din hâinleri de imanlı gönüllerin kapılarını küffara gizlice açıyorlar, nicelerinin imandan kaymasına sebep oluyorlar.

Bu nasıl olur? Allah-u Teâlâ kâfiri ve küfrü necis kılmıştır. Küffarı dost edinmeyi yasaklamıştır. Bu hâinler ise "kâfirin küfrü hoştur" derler, "Medeniyetler ittifakı", "Medeniyetler buluşması", "Dinlerarası diyalog", "Avrupa Birliği" adı altında kâfirin küfrünü hoş göstermeye çalışırlar. Gönüllerde bir kararsızlık meydana gelir. Bu kararsızlık esnasında "küfür de hoşmuş, kâfir de hoşmuş." dediği an artık gönüldeki iman kalesi düşmüştür. İman kaymıştır.

"Hoşgörü" kelimesini küfürlerine alet ederek "Küfrü hoşgörü" olarak kullanıyorlar. Bir kimse ailene, namusuna uzanmak istese hoş görüyor musun? İslâm dininin senin nazarında hiç mi değeri yok? Küffarın küfrünü hoş görmek bundan daha ağırdır. Zira İslâm ve iman bir müslümanın en mukaddes varlığıdır.

Bu "Küfrü hoşgörücü"ler yeni türedi. 1400 yıllık İslâm tarihinde bu küfrü icat etmeyi kimse akıl edememişti. Bu bahtsızlık bunların nasibi imiş. Çok yazık!

Daha önce de arzetmiştik. Çok büyük bir yangın var. İmanlar kayıyor. Bunu gördükçe içimiz ağlıyor. Müslümanların küfre kaymasına gönlümüz razı olmadığı için her fırsatta hakikati duyurmaya çalışıyoruz.

Bir hıristiyan öldüğü zaman yüzlerce kişi "Biz de hıristiyanız", "Biz de ermeniyiz" diye yürüyor. Bunların hepsi bu küfrü hoş göstermekten kaynaklanan işlerdir. Hıristiyan misyonerlerinin yapamadığını bu hoşgörü zihniyeti bu memlekette yapmıştır. Bunun içindir ki "Bunların yaptığını, hıristiyan da, yahudi de yapamaz. Hatta Deccal bile yapamaz."

Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Sizin için Deccal'den daha çok deccal olmayanlardan korkarım."

"- Onlar kimlerdir?"

"Saptırıcı imamlardır." (Ahmed bin Hanbel)

Bu ihânet vatana ihânetten büyüktür. Çünkü gönüller, imanlar kâfire peşkeş çekildikten sonra artık ne yaparsan yap!

Küffar istediği gibi at koşturur. Nitekim öyle de oluyor.

"Ben müslümanım!" diye ortaya çıkar. "Ben milliyetçiyim, Türkçeyi yayıyorum!" diye ortaya çıkar. Ancak sinsi yüzünü maskesini çıkarttığı zaman der ki "Bayrak da neymiş?"

Böyle böyle bu hâinliklerini yayarlar, saf zihinleri ifsad ederler, binlercesinin hâinliğine sebep olurlar.

Bazılarına bugün sorsan Amerika onlar için daha ehvendir. Kendi vatanlarından daha evladır. Bu gibi hâinlikler bu türemelerden türemiştir. Ortalığı da bunlar istilâ etmiştir.

Kâfirle dostluk kuran hâinler, onları hoş gören münafıklar eskiden de vardı. Ancak hiçbirisi bu icraatını İslâm dininin bir emri gibi göstermeye çalışmamıştı.

Zararın en büyüğü işte bu ki, müslüman görünüyorlar, müslüman halka "Müslüman" ismi altında küfrü ve kâfirleri hoş gösteriyorlar. Yavaş yavaş sevdirmeye çalışıyorlar. Bu durum:

"İki hasım zümre!" (Hacc: 19)

Âyet-i kerime'sine doğrudan doğruya ters olduğundan birçoklarının imanlarına kastetmiş, imanları küfre peşkeş çekmiş oluyorlar. Bütün bu ihânetler Allah-u Teâlâ'nın gadabını celbeden ahkâm-ı ilâhi'ye tamamen zıt icraatlardır.

Allah-u Teâlâ hakkı ve hakikati açığa çıkarmak, Tevhid'in nûrunu parlatmak, İslâm'ı yüceltmek ve aziz etmek istiyor.

"De ki: Rabb'im hakkı ortaya koyar. O gaybları en iyi bilendir." (Sebe: 48)

Bunlar ise küfrü ortaya koyuyor. Ne acı bir durum!

 

"Ey İman Edenler!
Allah'a ve Peygambere Hâinlik Etmeyin!"
(Enfâl: 27)

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadîm'inde şöyle buyuruyor:

"Hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra, peygambere muhalefet edip inananların yolundan başkasına uyan kimseyi döndüğü yolda bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!" (Nisâ: 115)

Görülmemiş kötü işler yapıyorlar. Hem dinde, hem de vatanda.

Âyet-i kerime'de:

"Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin!" buyuruluyor. (Münâfikûn: 4)

"Müslümanız." derler. Kendilerini müslüman zannederler. Yaptıkları tahribat kâfirinkinden daha beter, daha büyüktür. Zira kâfirin gayesi belli, ve fakat bunlar hiçbir kâfirin yapamayacağı tahribatı yapıyorlar.

"İşte onlar hidayet karşılığında sapıklığı satın almışlardır. Bu alış-veriş kendilerine kâr sağlamamıştır, doğru yolu da bulamamışlardır." (Bakara: 16)

Biz onları Hazret-i Allah'a, Kitabullah'a, Resulullah'a çağırıyoruz. İslâm'ın emir ve hükümlerini önlerine sürüyoruz. Küfür ile iman arasına berzah koyuyoruz. Çünkü onlar karıştırmak, küfrü hoş göstermek istiyorlar. Küfre kucak açıyor, müslümanları küfre teşvik ediyorlar. Allah'a ve Resulullah'a bundan daha büyük ihânet olur mu?

Ve fakat Allah-u Teâlâ'nın fermanını görmüyorlar:

"Ey iman edenler! Allah'a ve peygambere hâinlik etmeyin! Kendiniz bilip dururken emanetlerinize de hâinlik etmeyin!" (Enfâl: 27)

Allah-u Teâlâ; "Allah'a ve Peygamber'ine ihânet etmeyin!" buyurduğu gibi, diğer bir Âyet-i kerime'sinde ise:

"Şüphesiz ki Allah hâinlik yapanları sevmez." buyuruyor. (Enfâl: 58)

Dış düşmanın yapamadığı tahribatı bunlar müslümanmış gibi görünüp içeriden yapıyorlar. Bu verdikleri zarar çok büyük olduğu için de bu hâle düşüyorlar.

"Onlara: 'Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve Peygamber'e gelin!' denildiği zaman, münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün." (Nisâ: 61)

Allah-u Teâlâ bu gibiler hakkında Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:

"Resul'üm! De ki: Size amelce en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? Dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar iyi yaptıklarını sanıyorlardı." (Kehf: 103-104)

Onlar ise İslâm dinini bırakmışlar, onlara hizmet ediyorlar. Diğer taraftan da müslüman gibi görünmeye çalışıyorlar.

Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır." (Âl-i imrân: 85)

Allah-u Teâlâ'nın halkettiği bütün mahlukat bu hâinlere lânet eder. Niçin? Çünkü müslüman gibi görünüyor, fakat din-i İslâm'a ihânet ediyor. Bir taraftan dini, diğer taraftan devleti yıkmaya çalışıyor. Fakat onlar bunu bilmezler, gayeleri peşinde koşarlar.

Oysa Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'sinde:

"Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin." buyuruyor. (Bakara: 42)

Onlar makam ve mevkileri için bu emr-i ilâhiyi dinlemezler.

Makam, nam, menfaat için devleti yıkıp, hizmet ettikleri kâfirin arzularını yerine getirmek için vazifelidirler. Bunun için çalışırlar.

Ve fakat müminleri bırakıp kâfirlere hizmet ettiklerinden ötürü azapları kâfirinkinden çok daha şiddetlidir. Çünkü bunlar münafıktırlar.

Nitekim bir Âyet-i kerime'sinde Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Zulmedenler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını, hangi deliğe tıkılacaklarını yakında görecekler." (Şuarâ: 227)

Bunlar hakikati bilmediler. İslâm'ı bırakıp küfre hizmet ettiler. İslâm'mış gibi göründüler. Bunun için de çok büyük bir azab-ı ilâhiye düçar oldular.

Üstelik müslümanları da engellemek isterler. Her fırsatta dini ve vatanı yıkmak için iyi şeylere mâni olmak isterler, kötülüğün yayılmasını arzu ederler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde onlara hitaben buyurur ki:

"Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın." (A'râf: 86)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz birçok Hadis-i şerif'lerinde âhirzaman âlimlerinden haber verdiği gibi, kötü âmirlerden de haber vermiştir.

Kâ'b bin Ucre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Ey Kâ'b bin Ucre! Seni, benden sonra gelecek ümerâya karşı Allah'a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim.

Ahirette Kevser havzının başında yanıma da gelemez.

Kim onların kapısına gitmeyip, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa, o bendendir, ben de ondanım. O kimse Havz'ın başında yanıma gelecektir.

Ey Kâ'b bin Ucre! Namaz burhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi.

Ey Kâ'b bin Ucre! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir." (Tirmizî: 614)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Kâ'b bin Ucre -radiyallahu anh-i muhatap ederek müslümanlara yalancı, zâlim ve sefih âmirlere karşı nasıl davranılacağını ders vermektedir.

Namaz, oruç, zekat gibi farzları eda ederek, sefih ümerânın yalanlarına kapılmamalı, istikametten ayrılmamalıdır.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Size emirlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerlileri kimlerdir haber vereyim mi?

Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenlerdir.

Siz onların lehlerinde hayırla duâ edersiniz, onlar da size hayır duâ ederler.

Ümeranızın şerlileri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler. Siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler." (Tirmizî)

Bir yönetici kimin kuluysa ona hizmet eder. Samimi bir müslüman ise, Allah-u Teâlâ'nın ve Resulullah Aleyhisselâm'ın emirlerine itaat eder. İslâm dininin muzaffer olması için gayret eder. Canını ve malını o uğurda feda etmekten çekinmez. Her iş ve icraatı Hazret-i Kur'an'a ve Sünnet-i seniyye'ye uygundur. Bu gibi kimselerin müslüman olduklarına şehadet edilir.

 

İslâm Dini'ne İhânetin Kaynağı
"Küffarı, En Büyük Düşmanı Dost Bilmek"tir:

Müminleri bırakıp kâfirlerle dostluk yapmak münafıklığın açık bir delili olduğu gibi, münafıkların en bariz huy ve hususiyetidir.

Kötü âmirler:

"Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?" (Nisâ: 144)

Âyet-i kerime'sini arkalarına attılar, onlarla dostluk kurdular, onların arzu ve istekleri doğrultusunda hareket ettiler, dünyayı ahirete tercih ettiler. Makam ve mevkiye, paraya ve kadına daldılar, dünyaya taptılar. Böylece de gerek küffarın ifsadına, gerekse nefislerinin arzularına uydular ve bu necip milletin bozulmasına sebep oldular, halkı yoldan saptırdılar, vatana büyük darbe vurdular. Birçokları küfür âdetlerini benimsediler.

Cinsi ne olursa olsun küfür, İslâm'a göre tek bir millettir. Müminlerin dostu ise ancak müminlerdir.

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:

"Sizin dostunuz ancak Allah'tır, O'nun Peygamber'idir. Bir de, Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekatlarını veren müminlerdir." (Mâide: 55)

"Kim Allah'ı, O'nun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 56)

 

İman İle Küfür Arasındaki Hududu
Allah-u Teâlâ Koymuştur:

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim'inde Hazret-i Kur'an'ın hakikat ile dalâlet arasında berzah olduğunu beyan ediyor:

"Şüphesiz ki bu Kur'an (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür." (Târık: 13)

Allah-u Teâlâ bunu mahlûkun zannına bırakmamıştır. Bir berzah çizmiştir, hudutlarla çevirmiştir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde kendisine inanan ve Resul'ünü tasdik eden kullarına; İslâm'ın bütün hükümlerini benimsemelerini, buyruklarını uygulamalarını, yasakladıklarını terketmelerini emir buyurmaktadır:

"Ey iman edenler! Hep birden tam bir teslimiyetle İslâm'ın sulh ve selâmetine girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır." (Bakara: 208)

İslâm bir bütündür. Hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.

"İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabb'i olan Allah'ın şânı ne yücedir." (A'râf: 54)

Mülk O'nundur. O'ndan başka hiç kimsenin hiçbir şeye müdahale etmeye hakkı ve salâhiyeti yoktur. Hükmünü hiç kimse değiştiremez, verdiği kararı hiç kimse bozamaz. Emir, yasak, tedbir ve irade, tam tasarruf O'na âittir.

"Hüküm yüceler yücesi Allah'ındır." (Mümin: 12)

Çünkü O, mülkünde yücedir, dilediğini yapar, dilediği hükmü verir. O'nun verdiği hükümler, belirli bir zaman ve asır ile sınırlı değildir. Kıyamete kadar geçerlidir.

"Rabb'inin sözü doğruluk bakımından da adalet bakımından da tamamlanmıştır, tam kemâlindedir.

O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur." (En'âm: 115)

Tatbikini emir buyurduğu bütün hükümler kemâle ermiş, tamamlanmıştır. Hiçbirisinde noksanlık ve eksiklik tasavvur edilemez, hükmünde yanılması düşünülemez. O'nun haber verdiği her şey gerçeğin tâ kendisidir. O'nun haber verdiği her şey adaletlidir, O'nun dışında hiçbir şey adaletli değildir. O'nun yasakladığı her şey bâtıldır. Hiç kimse O'ndan daha doğru söyleyemez, hiç kimse O'ndan daha âdil hüküm koyamaz. Hükmünde hikmet sahibidir, her şeyi hikmetle yapar.

O'nun sözlerini değiştirebilecek, temyiz edecek, tashih yapacak hiçbir kimse olamaz.

Söz O'nun sözü, hüküm O'nun hükmü, kitap O'nun kitabıdır.

Binaenaleyh bütün insanlar ve cinler birleşerek bir araya gelseler, kasten bir Âyet-i kerime'yi inkâr etseler hepsi kâfir olurlar. Çünkü mahlûkun hükmü yoktur, O'nun hükmü esastır.

O'nun hükmünü kim bozabilir? O'nun hükmünden kim kurtulabilir?

Bunlar Âyet-i kerime'lere inanamazlar, Hadis-i şerif'leri zaten dinlemezler. İşte onun için Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'leri önünüze koyuyoruz.

Onlar ise kendi zanlarını âyet ve hadis yerine koyarlar. Bunun için de gökkubbe altındakilerin en şerlileridirler. Bunun da sebebi halkı şaşırtmalarıdır.

"Doğrusu birçokları bilmeden heva ve heveslerine uyarak halkı şaşırtıyorlar." (En'âm: 119)

Kendi zanlarını hüküm yerine koymak isterler.

Bunların sözüne hem şaşmayın, hem de inanmayın! Bunların iç durumu budur, işin gerçeği budur.

Biz Hazret-i Allah'a, Kitabullah'a, Resulullah'a inanıyoruz. Bunlar inanmıyorsa bize ne! Bunların imanı yoksa bize ne!

Bunlar bizim sözümüz değildir, bunlar Hazret-i Allah'ın ve Resulullah'ın beyanlarıdır, size ilâhi beyanları arzediyorum, ahmedin mehmedin sözünü değil.

Resulullah Aleyhisselâm'ın her emrine itaat etmek farz olup, aykırı hareket etmek ise haramdır. Bu ise ilâhî bir hükümdür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde Resulullah Aleyhisselâm'a itaat edilmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:

"Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Eğer yüz çevirecek olursanız biliniz ki, Resul'ümüze düşen apaçık bir tebliğdir." (Teğabün: 12)

O risaletini tebliğ etmiş ve ilâhî emaneti yerine getirmiştir. Sizin kabulünüzden dolayı onun bir menfaati yoktur, yüz çevirmenizin de ona bir zararı olmaz.

Kişi ona itaat etmekle Allah-u Teâlâ'nın emrine itaat etmiş olur. Ona itaat etmeyen ise Allah-u Teâlâ'ya da, gönderdiğine de iman ve itaat etmemiş olur. Bu hakikati böyle bilmek lâzımdır.

Resulullah Aleyhisselâm'a itaat etmek, getirmiş olduğu esasların hepsini kabul etmeyi, Sünnet-i seniyye'sine sımsıkı sarılmayı, ahlâkı ile ahlâklanıp edebiyle edeplenmeyi gerektirir.

Âyet-i kerime'de:

"Resulullah size ne verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!" buyuruluyor. (Haşr: 7)

Bu emr-i ilâhî'yi bizzat Allah-u Teâlâ buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor. Bu emr-i ilâhî'yi inkâr eden Allah-u Teâlâ'yı inkâr etmiştir. O'nu ve O'nun emrini inkâr eden de zaten dinden çıkmıştır.

Ona yapılan her türlü itiraz, bu Âyet-i kerime mucibince inkâr ve küfürdür.

Bunlarda iman yok zaten. İşte ispatı da budur.

Bunun içindir ki bunların içyüzünü dışarıya vermek mecburiyetindeyim. Ki gerçek mânâda ihlâslı bir mümin o batağa düşmesin.

"Muhakkak ki Rabb'in hududu aşanları çok iyi bilendir." (En'âm: 119)

 

Bu İslâm Milletini
Küfre Zorlayamazlar!

Onlar Haçlı ittifakı diyorlar, bunlar Medeniyetler ittifakı diyorlar. Onlar İslâm'a ve müslümanlara karşı küffar birliğini toplamaya çalışıyor, bunlar hâlâ "Biz sizdeniz, küffarla beraberiz, ittifak halindeyiz" diyorlar.

Halbuki Allah-u Teâlâ iman edenleri bu küfür icraatlarından menetmiştir.

"Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilen Kur'an'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi.

Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır." (Mâide: 81)

"Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)

"Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin.

Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerdir." (Tevbe: 23)

Bu Âyet-i kerime'leri inkâr ettiler. Oysa bir tek Âyet-i kerime'yi inkâr eden "kâfir" olur. Bunca Âyet-i kerime'leri önlerine sürüyoruz, amma bunlar hepsini inkâr ediyorlar. Çünkü artık kalpleri döndü, mühürlendi, iman etmezler.

Bunlar artık dinlemez oldular. Anlamaz oldular.

"Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler." (Bakara: 18)

Bunlar hem Allah-u Teâlâ'nın emirlerini inkâr ediyorlar, hem de halkı küfre sokmaya çalışıyorlar. Hep ilâhî emirlerin hilâfına hareket ediyorlar. Küfre karşı ne kadar iştiyakları var!

Dinden imandan uzaklaşmaları kendi kendilerine yaptıkları zulümdür. Halkı dinden uzaklaştırmaları yüzünden bunların vebali iki kattır. Bu icraatları sebebiyle vatanda açtıkları yara, milleti ve devleti küffar karşısında küçük düşürmeleri çok daha büyüktür. İslâm'a vurulmuş çok büyük bir darbedir.

Bunlar küfrü hoş görüyorlar ve hoş göstermeye çalışıyorlar. Müslümanları da var güçleri ile kâfir yapmaya çalışıyorlar. Çokları geldi amma küfre sokmak için zorlayan gelmedi. Bu hoşgörüyü bunlar icat ettiler.

Dış düşmanından fazla zarar görmezsin, çünkü cephesi var, imanını korursun. Fakat iç düşmanın cephesi yok. Müslüman zannedersin ve aldanırsın, imanından olursun. O ise satılalı çok olmuş, ödülünü bile almış. Artık onun işi seni imanından etmek olacaktır.

Zira bunlar küfür nâmına çalışıyorlar, sizi küfre sokmak ve kâfir yapmak istiyorlar, domuzlara karıştırmak istiyorlar. Uyan be kardeş, uyan! Artık düşmanını tanı!

"Şüphesiz ki Allah iman edenleri müdafaa eder. Allah, hâin ve nankör hiç kimseyi sevmez." (Hacc: 38)

Bunlar gerçekten dış düşmandan çok daha tehlikelidirler. Dikkat ederseniz bu hoşgörü toplantılarını, bu medeniyetler buluşması adı altındaki toplantıları hep İslâm memleketlerinde tertip ediyorlar. Hatay'da, Mardin'de, Tarsus'ta, Urfa'da, Üsküdar'da... yapılan toplantılara siz şâhit değil misiniz? Amma onların buna aslâ hakkı yoktur. Kendileri küfre girmişse; kendi evlerinde hoşgörüyü ilân etsinler, âyinlerini yapsınlar, amma bir müslüman milletini küfre zorlayamazlar, küfre dâvet edemezler, hoşgörü toplantıları yapamazlar.

Bu hakkı ona kim verdi? Müslümanı zorlamaya hakları yok!

 

"Müşrikler Ancak Bir Necis (pislik)tir."
(Tevbe: 28)

Allah-u Teâlâ'nın her emrinde hikmetler vardır, müminleri temizlemek ister. Kâfirlerin pis olduğunu, murdar olduğunu, necis olduğunu bize bildirir. Onlar da bizi bu pislere, bu murdarlara sokmak istiyorlar.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyuruyor:

"Müşrikler ancak bir necis (pislik)tir." (Tevbe: 28)

Çünkü kâfirin aslı murdardır, necistir, pistir.

"Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır." (Tevbe: 95)

"Nihayet murdarı temizden ayıracaktır." (Âl-i imrân: 179)

Sakın bu necis küfre, murdar küffara karşı hoşgörüyü İslâm'a mâletmeyin, bunlar kendilerine âittir! Kendileri küfre girdiler, küffârdan ödüllerini de aldılar.

İman küfrü reddeder.

Allah-u Teâlâ bize onları kâfir, murdar, pis, necis olarak tanıtıyor, sen ise onları hoş göstermeye çalışıyorsun!

Küffâr küfrünü, pisliğini, murdarlığını yapıyor, sen ne yapıyorsun? Onların safında mısın, müslümanların safında mısın?

Bunlarla yanyana gelmek demek, onların küfrüne, pisliğine râzı olmak demektir. Bunları kendi nâmınıza yapabilirsiniz, İslâm namına aslâ!

Bu küfrü hoş görmek asaletinizden mi geliyor?

 

"Allah Katında Din İslâm'dır."
(Âl-i İmrân: 19)

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim'inde kendi dinini ilân etmiş, kurtuluşun sadece burada olduğunu ferman buyurmuştur.

Âyet-i kerime'de:

"Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğendim." buyuruluyor. (Mâide: 3)

Yani İslâm'dan başka bütün dinler, yollar batıldır.

Bu Allah'ın dinidir. Onun yoludur. Sırat-ı müstakim olan bu dinden başka bir din yoktur. Onun katında kabul ve makbul olan başka din yoktur. Bu din Allah tarafından gönderilmiş bir dindir ve bütün heybetiyle, azametiyle ayaktadır. Bu din-i mübin'in hükümleri kıyamete kadar bâkidir. Ancak ayakta duran bu dine uyanlar saadete ererler.

Âyet-i kerime'de:

"Allah katında din İslâm'dır." buyuruluyor. (Âl-i imrân: 19)

Onun katında sadece kabul olunan din Allah'ın ve Resulullah'ın dini, partisi olduğuna göre; daha başka bir isimle çıkmış din kurucuların dini de, partisi de hükümsüzdür. Binaenaleyh Allah katında hiçbir dinin ve ismin hükmü yoktur. Gerek yahudilerin, gerek hıristiyanların, gerekse bölücülerin kurdukları din hükümsüzdür. Allah katında kabul değildir. Bu hakikat Ayet-i kerime'lerde apaçık ve aşikârdır.

Âyet-i kerime'nin devamında ve mütebâki Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Ancak kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra birbirlerini çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.

Eğer seninle tartışmaya girişirlerse de ki: 'Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim.'

Kendilerine kitap verilenlere ve kitapsız ümmilere de de ki: 'Siz de İslâm oldunuz mu?'

Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını görür." (Âl-i imrân: 19-20)

Allah-u Teâlâ önceki ümmetlerden kendilerine kitap verilenlerin, kendilerine peygamber gönderilip kitaplar inzâl edilmek suretiyle aleyhlerinde hüccetler, deliller olmasından sonra ayrılığa düştüklerini haber vermektedir.

Burada anlaşılıyor ki, kim Allah'ın kitabında beyan etmiş olduğu hükümleri inkâr ederse, Allah-u Teâlâ onu hesaba çekecek ve bu yalanlamasından dolayı onu şiddetli azaba çarptıracaktır.

Allah ve Resul'ünün dininden başka bir din olmayacağı ve din kurucuların dini ve başka dinlerin kabul edilmeyeceğini diğer bir Âyet-i kerime'sinde şöyle ferman buyuruyor:

"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o âhirette kaybedenlerden olacaktır." (Âl-i imrân: 85)

Bu Âyet-i kerime Allah-u Teâlâ'nın İslâm'dan başka bir din arayanın dininin kabul edilmeyeceğine dair açık fermân-ı ilâhî'sidir. Artık kişilerin başka din seçmesi, din kurması ancak nefsini ilâh edinmelerinden ötürüdür. Bunlar Hazret-i Allah'a ve Resul'üne iman etmiş değillerdir. Yaptıkları iş Allah katında kabul ve makbul değildir. Allah katında makbul olan din İslâm'dır. Başka dinler, isimler bâtıldır ve hakk olan, katında makbul olan din budur. Cennet ve Cemâlullah ile müjde kıldığı dindir.

 

"Her Bölük, Her Parti
Kendi Tuttuğu Yoldan Memnundur."
(Mü'minun: 53)

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Dine bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin." (Şûrâ: 13)

Bu Allah-u Teâlâ'nın apaçık emridir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in mahrem-i esrârı olan Huzeyfe -radiyallahu anh- Hazretleri buyururlar ki:

"Münâfıklık Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- devrinde vardı. Şimdi ise imandan sonra küfür vardır." (Buhârî. Fiten: 21)

Huzeyfe -radiyallahu anh- Hazretleri'nin bu sözü ile ne demek istediğine dair bazı âlimler şöyle söylemişlerdir:

"Cemaate tefrika sokmak Allah-u Teâlâ'nın "Velâ teferrekû=Tefrikaya düşmeyin." emrine aykırıdır. Bütün bunlar artık gizli-kapaklı değildir. Öyleyse bu, imandan sonra küfür gibidir."

Hazret-i Allah ve Resul'üne teslim olup, emir ve nehiylerinde birleşelim. Yetmiş üç fırkadan çıkın, o bir fırkada toplanalım."

"Ümmetim benden sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesna diğerleri hep ateştedir."

–Onlar kimlerdir yâ Resulellah!

"Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." (Ebû Dâvud)

Hadis-i şerif'ine ittiba edin ki, böylece müşrik olarak yaşamamış ve cehennemlik olmamış olursunuz.

Dikkat edilirse Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz "Benim ümmetim" buyuruyor, benî İsrail buyurmuyor.

Bu Âyet-i kerime'leri hatırlattığımızdan dolayı bize teşekkür etmeniz gerekmez mi?

Bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Kendisine Rabb'inin âyetleri hatırlatılarak öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir?

Muhakkak ki biz suçlulardan öç alacağız!" (Secde: 22)

Bu sözü Allah-u Teâlâ beyan buyuruyor. Çünkü müslümanların birleşmelerini emreden, tefrikayı, bölücülüğü şiddetle yasaklayan bunca Âyet-i kerime'ler yüzlerine karşı okunuyor da yüz çeviriyorlar.

Bir Âyet-i kerime'sinde ise şöyle buyuruyor:

"Bunlara ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar." (Nisâ: 78)

Gözleri kör, kulakları sağır olmuş!

Bunların dinden çıkarılmış olduklarına dair Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabb'inizim. O halde benden korkun." (Mü'minun: 52)

Bu, Allah-u Teâlâ'nın emridir ve hükmüdür. Allah-u Teâlâ kendisinden korkmalarını da emrediyor.

"Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir." (Mü'minun: 53)

Amma ne var ki bunlar, bu emrini dinlemediler. Ve din hususunda kendi arzularına göre parçalara bölündüler. Çeşitli kitaplara ayrıldılar ve dinden çıktılar. Buradaki çeşitli kitaptan murad, dinden çıktıktan sonra kendi zan ve hükümlerine göre birer zan kitabı uydurdular.

Allah-u Teâlâ'nın buyurduğu gibi bunların her biri kendi tuttuğu yoldan memnundur. Bu yoldan onları alıkoymak da mümkün değil.

Yanında bulunan din veya kitaptan murad, İslâmdan çıktıktan sonra her bir bölücü birer isim yaptı. Bu isimler birer dindir. O ise, İslâm'da bir tek ümmet ve bir tek din vardır. O da:

"Allah katında din İSLÂM'dır." (Âl-i imrân: 19)

Allah-u Teâlâ'nın yanında makbûl olan din yalnız budur.

Kitab'a gelince: İslâm dininin kitabı birdir. O Hazret-i Kur'an'dır. Onların kitapları ise kendi zan, kendi hüküm ve tüzüklerine göredir. Murâd-ı ilâhî budur. Ve bu dalâletten ötürü de çok memnun olduklarını ve sevindiklerini Allah-u Teâlâ beyan buyuruyor:

"Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!" (Mü'minun: 54)

Şimdi Allah-u Teâlâ bu sapıkları bize tanıtıyor. Dinlerini, kitaplarını, bölüklerini, partilerini bize bir bir tanıtıyor.

"Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar?

Hayır, onlar işin farkında değiller." (Mü'minun: 55-56)

Buradaki murâd-ı ilâhî Allah-u Teâlâ bunlara o kadar gazaba gelmiş ki; bunlara bolluk verme ile dalâlet bataklarında daha rahat yüzmelerini, bol günah işlemelerini sağlamaktadır. Amma bu sapıklar, bu gâfiller farkında da olmadıklarını bize buyuruyor ve bizlere duyuruyor.

Ez cümle Allah-u Teâlâ'nın:

Hucurât sûresi: 10. Mâide sûresi: 2. Âl-i imrân sûresi: 103. ve 105. Rûm sûresi: 32. Enfâl sûresi: 46. Yûnus sûresi: 19. En'âm sûresi: 153. ve 159. Şûra sûresi: 13. 14. ve 15. Zuhruf sûresi: 65. Enbiyâ sûresi: 92. 93. ve 94. Mü'minun sûresi: 52-56.

Âyet-i kerimelerini de hiçe saydıklarından ötürü, bunca ibadet ve taatına rağmen bölücülük batağına batmışlar, dinden çıkmışlar ve cehennemi boylamışlardır.

Bir Hadîs-i şerif'te şöyle buyurulmaktadır:

"Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa âlet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler.

Dilleri şekerden bile tatlıdır, amma kalpleri kurt gönlü gibidir.

Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ (bu gibi kimseler için) şöyle buyuruyor:

'Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki, aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır." (Tirmizî)

Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:

"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz bütünüyle Kitab'a inanırsınız. Onlar ise, sizinle karşılaştıkları zaman 'İnandık!' derler. Kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden ötürü parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki 'Kininizle geberin!' Allah kalplerde olanı bilir." (Âl-i imrân: 119)

Allah-u Teâlâ bu bölücülerin müşrik olduklarını bildiriyor:

"Nitekim o bölücülere (azap) indirmişizdir. Onlar Kur'an'ı parça parça edenlerdir. Rabb'in hakkı için, mutlaka onların hepsine yaptıklarından soracağız. Resul'üm, sana emrolunanı açıkça söyle ve o müşriklerden yüz çevir!" (Hicr: 90-94)

Allah-u Teâlâ'nın bu beyanından açık olarak anlaşılıyor ki bunlar müşriktirler ve bunun için de dış düşmandan daha çok tehlikelidirler. Çünkü dış düşmanın cephesi var. Amma bunlar müslüman gibi göründükleri için tahribatları dış düşmandan daha büyüktür. Bunun içindir ki Allah-u Teâlâ bunlara karşı gazaba geldiğinden "Bunlar müşriktirler" buyuruyor.

İşte Âyet-i kerime! Bu açık bir fermân-ı ilâhî'dir. Hadi bunu da inkâr etsinler!

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruyor:

"Onların çoğu Allah'a iman etmişler, fakat müşrik olarak yaşarlar." (Yusuf: 106)

"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" (Hûd: 112)

İman etmenin en mühim şartlarından birisi de teslimiyettir. Bir müslüman Allah-u Teâlâ'nın bütün emir ve nehiylerine uymak zorundadır.

Hüküm koyucu tek makam O'dur, hükmünde asla kimseyi ortak kabul etmez.

Âyet-i kerime'sinde:

"Yaratmak da emretmek de O'na mahsustur." buyuruyor. (A'râf: 54)

Bunu bir kere insan evvelâ kendi nefsine duyuracak. Bu duyulmuyor.

Mâdem ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur, artık sen yüzünü O'na çevireceksin. Ne emrediyor, neyi nehyediyor diye bakacaksın. Aklını, gözünü, kulağını bu hedefe yönelteceksin.

Emrettiği herhangi bir şeyi umursamayarak, O'nun kesin beyanlarını dinlemeyerek, O'nun düşmanlarına hoşgörü ile bakmak, kişiyi otomatik olarak onlara kaydırır. O'nun emrini ve hükmünü nazar-ı itibara almayıp onlara meylettiği için, onların arasına dahil eder, hiç ruhu bile duymaz. Allah-u Teâlâ hükmünü koydu. O onlardandır artık.

Bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyuruluyor:

"Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini ortaya koyan ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi.

Şüphesiz ki kâfirlere can yakıcı bir azap vardır." (Şûrâ: 21)

Allah-u Teâlâ dinini ve dini hükümleri ancak kendisinin koyacağını, hükmünde asla kimseyi ortak kabul etmediğini ferman buyurduğu gibi, kendi dininden başka din kuranlara uymalarının sebebini sual etmekte ve onlara uymanın kötü âkıbetini haber vermektedir.

Hüküm vermek sadece ve sadece Allah'a aittir. Başkasına âit değildir. Onun hükmü esastır.

"Hüküm ancak Allah'ındır." (Yusuf: 40)

O'nun hükmü esastır, mahlûkun hükmü yoktur. Emir ve yasak koyma hakkı yalnız O'na mahsustur, bu hakka sadece Allah-u Teâlâ sahiptir.

Âyet-i kerime'nin devamında yalnız kendisine kulluk yapmamızı emrediyor ve İslâm dini'nin dosdoğru bir din olduğunu haber veriyor:

"O, yalnız kendisine kulluk etmenizi emretmiştir." (Yusuf: 40)

Çünkü O'ndan başka hiç kimse ibadete lâyık değildir. İbadetin hangi çeşidi olursa olsun, O'ndan başkası için yapılacak olursa şirk ve küfürdür.

"İşte dosdoğru din budur." (Yusuf: 40)

İnsanlar O'nun koyduğu hükümleri uygulamak zorundadırlar. O'nun hükmü esastır. Emir ve yasak koymak hakkı yalnız O'na mahsustur. Bu hakka sadece Allah-u Teâlâ sahiptir. O'nun tevil buyurmadığı bir şeyin hiçbir meşruiyeti yoktur.

"Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf: 40)

Hevâ ve heveslerine uyarlar, bâtıl dinlere tâbi olur dururlar. Dolayısıyla onların çoğu şirke düşmüştür.

Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

ALLAH (c.c.) KATINDA DİN İSLAMDIR!..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

  • Fethullah Gulen Cemaatinin Icyuzu
  • Hakikat Dergisi Temmuz 2007
  • Ilahi Gorus Birligine Davet
  • Refah Partisinin Dini
  • Suleymancilarin Icyuzu
  • Arkadaşlar

    allahdostlarievliya
    kucukkaya
    kbveasu
    muhammedsas
    wsvg54
    monica
    islamimucadele
    sevgiyolcusu
    Rahmetli645
    asevinc
    ezantr
    ebulvefa
    ahkaf04
    evoglu
    kubbetusislam
    vuslatagecis
    nurcuu
    samiyusufturkiye
    mustafayaylacik
    ayvenur
    efendime
    gose
    digorlular
    historyofeconomy
    Elifcee
    davamiz
    karagil
    mnelam
    tiktikkimo
    abdulesved
    dinlerarasidialog
    asikbican
    mehmetbaykan
    beyzanur57
    yesilpencere
    vanlibabacan
    gurbuzyilmaz
    erkambin
    ftmaaa
    cennetedavett
    islamhukuku
    Kayıt Güncel Sayfa:4 Toplam:50
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa

    Kolay hit Toplist