Bir kimse Allah-u Teâlâ'ya, Allah-u Teâlâ'nın dinine ihânet ettiği zaman; din-i İslâm'ı ve müslümanları kâfire peşkeş çekmek istediği zaman; artık ondan her şey beklenir. Bunu yapan her şeyi yapar. Vatanmış, milletmiş, bu gibiler için artık mevzu değildir. Biz bunlara "Vatan hâini, sahte kahramanlar" diyoruz. "Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. Allah kahretsin onları! Hakk'tan nasıl çevriliyorlar?" (Münâfikun: 4)
Küffarın bu memleket aleyhindeki siyasi, iktisadî, askerî hareketlerine zemin hazırlayanlara "Vatan hâini" denir. Dikkat ederseniz bu gibiler her sahada küffara zemin hazırlamaktan çekinmezler. Hatta bu yaptıklarından iftihar ederler. "Çok iyi bir iş yaptık!" diye caka satarlar.
Küffarın Türkiye toprakları üzerinde, Türkiye'nin hak sahibi olduğu coğrafyalar üzerinde, Kıbrıs üzerinde siyasî maksat ve planları var. Bunlar "Dost" oldukları için, "Küffar Birliği"ne girmeye can attıkları için bu planların uygulanmasında bir beis görmezler. Küffarın her istediğini yapmak, her tavizi vermek isterler.
Ancak vatanını düşünenler itiraz ettiği için her istediklerini yapamazlar. Eğer bu itirazlar olmasaydı, her istediklerini yapabilmiş olsalardı Kıbrıs'ta, Kuzey Irak'ta, Ermenistan'da hatta Türkiye içindeki bir kısım yerlerde her taviz verilmiş olurdu. Kıbrıs meselesi en bariz örnektir. Ufacık bir Kıbrıs Rum'u Avrupa'da, Akdeniz'de, her fırsatta koskoca Türkiye'ye posta koyar oldu. Ya bir de bu tavizcilerin istediği gibi Kuzey Kıbrıs Devleti'nden vazgeçilmiş olsaydı. Mazallah!
Bugün hâlâ bu gibi durumlar karşısında bir söz hakkımız kalmışsa bunlara rağmen kalmıştır.
Kâfir burnumuzun dibine yerleşti, hükmünü yürütmeye çalışıyor. Bu durumun önüne geçmek için kıllarını kıpırdatmazlar. Koltuklarına dokunacak bir durum ortaya çıkmasından korkarlar. Vatan, millet, din mevzu değil. Tek dertleri "Koltuk". Vatanını, memleketini düşünenlerin de önünü keserler, engel olmak için her şeyi yaparlar.
Küffar ne derse onu yaparlar.
Bu ne büyük aşağılıktır. Bunun mesuliyeti kime aittir? Bu memleket bu alçaltıcı durumdan nasıl kalkabilir? Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:
"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz." buyuruyor. (Âl-i imrân: 119)
Ehl-i küfür hiçbir zaman müslümanlara olan düşmanlıklarından vazgeçmez. Siz dininizi değiştirmedikçe dost olmazlar.
Kürsüye çıkar, mangalda kül bırakmaz, bağırır çağırır. "En büyük vatanperver benim!" der, "En büyük bayrak sevdalısı benim!" der, "En dürüst siyasetçi benim!" der. O böyle dediği gibi taraftarları da böyle olduğuna inanır. Ancak icraatlarına bakarsan tam tersini görürsün. İslâm ismi, bayrak resmi altında tam tersini yapar.
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, İslâm'ın yalnız ismi, Kur'an'ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.
Onların âlimleri gök kubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir." (Beyhâkî)
İşte o zaman bu zaman. Resulullah Aleyhisselâm bugünü tarif ediyor.
Dış görünüşüne bakarsan "Müslüman", ismine bakarsan "İslâm", bayrağına bakarsan "Türk bayrağı".
Ancak icraatına bak "Küfür", sığındıklarına bak "Kâfir", altına girmeye çalıştıkları bayrak ABbayrağı!
Memleketi, milleti küffara peşkeş çekmeye çalışır. İktidarını, koltuğunu korumak için küffarla işbirliği yapmayı ehven görür. Artık bunlardan memlekete hiçbir hayır beklemeyin!
Türkiye'nin zararını kendine kâr gören Hıristiyan ülkeler "Hoşgörü ve diyalog" müdafilerine gerek maddi, gerek siyâsi, gerek istihbarî olarak çok büyük destek veriyorlar. Özellikle Amerika böylece Türkiye'ye nüfuz etmek, Türkiye'yi İslâm'a ve İslâm ülkelerine karşı kullanmak istediği gibi, Avrupa da madden ve siyaseten ülkemiz üzerindeki emellerine kavuşmak istiyor. Dış ülkelerin yönlendirmelerine ve etkisine açık bir kısım medya da bu destekte önemli rol üstlenmektedir.
Bu küfür propagandasının etkisinde kalan bir kısım yöneticiler; Küfür Birliği'ne girmekte, Haçlı ordularının bayraktarlığını yapan Amerika ile işbirliği yapmakta bir beis görmez oldular. "Medeniyetler ittifakı" adı altında küfür birliğinin memleketimizde, İslâm âleminde küfrü yayma faaliyetlerine destek verdiler. Kiliseler açtılar, halka küfrü hoş göstermek için toplantılar tertip ettiler. Adına da "Medeniyetler Buluşması" dediler. Küfrü hoş görüyü devlet politikası haline getirdiler. Avrupa Birliği'ne girmek uğruna dinde ve vatanda taviz üstüne taviz verdiler. Bu memlekete bu kadar idareci geldi, hiçbirisi bu tavizleri vermeye cesaret edemedi.
Avrupa kızınca, zinâyı serbest bırakıyorlar, livatacılara, eşcinsellere özgürlük tanıyorlar. Avrupa istedi diye nüfus kâğıdından din hanesini kaldırıyorlar.
Daha evvel de arzetmiştik. Hıristiyan misyonerlerin serbestçe çalışmasına, müslüman halkımıza nüfuz edip hıristiyanlığı yaymalarına, kilise açmalarına zemin hazırladılar. Vatanımızın stratejik değerlerini, topraklarını, ekonomisini satmakta, pazarlamakta beis görmediler. Bir de çıkıp bu yaptıkları ile övündüler.
"Rabb'inden apaçık bir delil üzerinde bulunan (mümin) kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen ve heveslerine uyan (kâfir) kimse gibi olur mu?" (Muhammed: 14)
•
"Sen o münafıkları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider ve söylerlerse dediklerine kulak verirsin. Sanki onlar direk olmuş keresteler gibidirler. Ve her gürültüyü, korkularından aleyhlerinde sanırlar."(Münâfikûn: 4)
Dikkat ederseniz aynı sıfatları bunlarda da görürsünüz. Her hareketi, her gürültüyü kendi koltuğunu almaya çalışanların komplosu olarak göstermeye çalışır.
Kalbi döndüğü için kalbi dönenlerin söylediklerine kulak verir. Avrupa'nın Amerika'nın üflemesiyle konuşan yazar-çizer takımına göre hareket eder. Kendilerine karşı psikolojik harp yapıldığını söyler.
Küfür kuyusunun içine düşmüş, küffarın aklıyla iş yapıyorlar. Bunları hangi vatan meselesine, hangi İslâm meselesine çevirebilirsin ki!
Şu çok iyi bilinmelidir ki artık onlar en büyük düşman haline gelmiştir.
"Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. Allah kahretsin onları! Hakk'tan nasıl çevriliyorlar?" (Münâfikûn: 4)
En büyük düşman haline gelmiştirler, fakat kimse farkında değil!
"Onlar hakikaten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar." (Mücâdele: 18)
Her Fırsatta Küfrün Lehine, Din ve Vatanın Aleyhine Çalışanlar!
Bunlar kimlerdir?
Bunu bizzat Âyet-i kerime'den öğrenin. Zira Cenâb-ı Hakk Mâide sûre-i şerif'inin 51. Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:
"Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)
İşte bu Âyet-i kerime onlardan olduğunu ispat eder.
Küfrün lehine din ve vatanın aleyhine çalaşanın kim olduğunu yine Cenâb-ı Hakk öğretiyor.
"Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?" (Nisâ: 144)
Cinsi ne olursa olsun küfür, İslâm'a göre tek bir millettir. Müminlerin dostu ise ancak müminlerdir.
"Sen onların dinlerine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar aslâ senden hoşnut olmazlar." (Bakara: 120)
Oldular mı? Hayır! Ne yapıldıysa kâfiri memnun etme adına yine de yetmedi, yetmez. Memnun olmazlar, olmayacaklar. İşte Âyet-i kerime.
Onlar hiçbir yerde, hiçbir tarihte müslümanlara dost olmamışlardır. Müslümanlarla savaşmakta her zaman için birbirine dost olmuşlardır. İnkâr ve sapıklıkta birleştikleri için, müslümanlara karşı bir el gibidirler.
Müslümanlarla savaşmak hususunda tarih boyunca daima dinsizlerden yana olmuşlardır. İki yüz yıl boyunca haçlı seferleriyle İslâm beldelerine saldıranlar onlardır.
Bu sert ve şiddetli hüküm, müslümanların onlardan uzak durmalarını ve sakınmalarını ihtar içindir. Bu ilâhî hüküm kesindir, bu böyledir, bunu böyle bilin ve onları öylece tanıyın.
Çünkü imanın alâmetlerinden birisi de, Allah düşmanlarına karşı dostluk ve sevgi göstermek değil, onlardan nefret etmektir.
"Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilen Kur'an'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi.
Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır." (Mâide: 81)
Onlar küfür ve nifaklarını devam ettiren kimselerdir.
Bu Âyet-i kerime dahi onları tanımanız için kâfi değil midir?
Bununla da bu millet uyanmazsa Allah-u Teâlâ'nın dediği olur.
Tehlikenin en büyüğü; en büyük düşmanı dost bilmek. Bunlar kimdir?
Yahudi ve Amerika başta gelir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun." (Mâide: 82)
Onlar İslâm'ın ve müslümanların düşmanıdırlar, müslümanların başına daima bir gaile çıkarmaktan ve kötülük etmekten başka bir şey düşünmezler. Dinini terk edip kendilerine tâbi olmadıkça, hiçbir müslümandan memnun olmazlar.
En büyük düşmanları dost bilmek, işte o zaman en büyük vatan ihâneti olur.
Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime'sinde:
"O halde sakın kâfirlere arka çıkma!" buyuruyor. (Kasas: 86)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Allah'a isyan eden kimseye itaat yoktur." (İbn-i Mâce: 2865)
Allah-u Teâlâ haksızların haksızlığını, hâinlerin hâinliklerini bildiği halde zulüm ve hâinliğe yardım edenlere, Hakk'ın hükümlerini esas almayıp kendi arzusuna tâbi olanlara karşı bir tehdit mahiyetinde olmak üzere Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"Kendilerine hâinlik edenleri savunma. Çünkü Allah hâin günahkârları sevmez." (Nisâ: 107)
Sevmemekle kalmaz buğzeder, onu ikaba ve azaba uğratır.
Kâfir cehenneme gider, münafık "esfeli safilin"e gider, yeri burası.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Münâfıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Artık onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın." (Nisâ: 145)
Cennet derece derece olduğu gibi cehennem de dereke derekedir. Âyet-i kerime'de geçen "Derk-i esfel" cehennem derekelerinin en derininde bulunan en alt tabakadır. Onların azabı kâfirlerin azaplarından daha şiddetlidir. Zira kâfirler cehennemde, münâfıklar ise "Esfel-i sâfilîn"dedirler.
Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Allah onlara lânet etmiş, rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar için sürekli bir azap vardır." (Tevbe: 68)
Cehennemde her çeşit azap mevcut olduğu gibi, orada ebedî kalmaktan daha kötü bir azap tasavvur edilemez.
Çünkü büyük tahribatı var. Ne korkunç bir şey en büyük düşmanla dost olmak. Vatanın kapılarını açmak demektir. Vatan kapılarını düşmana açmak demekse büyük ihânettir. Büyük hâinliktir.
Bunun için Cenâb-ı Hakk; "Kim ki onlarla muhabbet eder, ünsiyet ederse o onlardandır!" buyuruyor:
"Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)
Âyet-i kerime buna aittir. Bunlar onlardandır. Artık iyi bilmemiz lâzım. İsmi ne olursa olsun Âyet-i kerime'ye bakıp iman etmemiz lâzım.
Bu dostluk kuranlar, küffâra yaranmaya çalışanlar Hazret-i Allah'tan daha mı iyi biliyorlar?
"Allah düşmanlarınızı sizden çok daha iyi bilir." (Nisâ: 45)
Biz Hazret-i Allah'a iman ediyoruz ve O'na teslim olmuşuzdur.
Küffar Birliği'ne Girmek İçin Verilen Tavizler:
Küffar Birliği'nin kapısında her türlü alçaklığa razı olmanın İslâm'la hiçbir alakası yoktur. Bu durum İslâm'ın izzetine yakışmadığı gibi müslümanlara karşı söz ve andlaşmalarında durmayan küffarın hile ve desiselerine fırsat verilmiş olur.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:
"Sen kendileriyle andlaşma yaptığın hâlde, onlar her defasında hiç çekinmeden andlaşmalarını bozarlar." (Enfâl: 56)
Nitekim öyle olmadı mı? Önünüze koymayacağız diye söz verdikleri her şeyi bir bir önümüze koymadılar mı? Hâlâ uyanmayacak mısınız? Bize yolunacak bir kaz, sömürülecek bir düşman gözüyle baktıklarını ne zaman anlayacaksınız? Yoksa bildiğiniz ve anladığınız halde mi devam ediyorsunuz? Bunları bile bile bu alçaklığa razı olanların ismine ne denir?
Şu Âyet-i kerime'lere dikkat edin, Allah-u Teâlâ İslâm düşmanlarını ne kadar güzel tanıtıyor, iç durumlarını ortaya koyuyor:
"Onların nasıl andlaşmaları olabilir? Onlar size galip gelselerdi (sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçseydi), hakkınızda ne yemin ne de andlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla (dil ucuyla) sizi hoşnut etmeye çalışırlar, hâlbuki kalpleri istemez. Onların çokları yoldan çıkmış fâsıktırlar." (Tevbe: 8)
"Allah'ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!" (Tevbe: 9)
"Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir andlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir." (Tevbe: 10)
"Bununla beraber kâfirlikten vazgeçip tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz." (Tevbe: 11)
•
Gerek tertip edilen "Küfrü Hoş Görü Toplantıları", gerekse AB adı altında yapılanlar, küffarın memleketimizde dilediği gibi at koşturmasına zemin hazırladığı gibi; halkımızın zihninde de kararsızlık husule getirmektedir. Verilen tavizler içeride huzursuzluğa, asayişsizliğe sebep oldu. Hırsızlık, arsızlık, gasp, soygun, cinayet, terör, fuhuş, kumar, uyuşturucu aldı başını gidiyor, önü alınamıyor. İnsanî ve ahlâkî bir çöküntü yaşanıyor.
Halkımıza küffarı hoş gösterenler, bölücülerin karşısına geçip "Küffarı dinlemeyin, ayrılık yapmayın, biz birbimizle birlik olalım." deme hakkına sahip değildir. Bilakis bu hareketleri bu bölücülüklere fırsat vermiş, küffarın zehirini akıtmasına zemin hazırlamıştır.
Defaatle dergilerimizde neşrettik. Birlik müslümanlar arasında olur. "Küffar birliği" diye tutturanlar; küffarın oyununa alet olup zokayı yutanlar; bu yaşananların baş müsebbiblerindendir. Fitne ehli, bölücü terör bu rahatlıktan, bu basiretsizlikten fırsat bulmaktadır.
Düşmanlarımız boş durmuyor. Bu milletin kardeşlik, uhuvvet duygularını köreltmeye, bölüp, parçalayıp yutmaya gayret ediyor. Asla fırsat vermeyelim. Silah ile bu vatanı zaptedemeyenler, içeriden yıkmaya çalışıyor. Aman uyanık olalım!
Birlik içinde, dirlik içinde olalım. İslâm kardeşliğinin her şeyin fevkinde ve üstünde olduğunu asla unutmayalım. Dinimizin ve vatanımızın düşmanlarının oyununa gelmeyelim. Bu oyunu daha evvel tarihte oynayanlar yine sahneye koymaya çalışıyorlar.
"İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hâinlik görürsün." (Mâide: 13)
"Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar." (Mâide: 64)
İman Bizim Olsun, Küfür İsteyenin Olsun!
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Onlar o kimselerdir ki Allah imanı kalplerine yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir." (Mücâdele: 22)
Allah-u Teâlâ bunları sevdi, seçti, imanla süsledi. Siz ise bu iman ehli kimselere kâfirlerin murdarlığını, pisliğini, necisliğini hoş göstermeye mi çalışıyorsunuz?
Diğer Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"Birbirine hasım iki zümre." (Hacc: 19)
"İman ile küfür birbirinden kesin olarak ayrılmıştır." (Bakara: 256)
Görüldüğü üzere Allah-u Teâlâ iman ile küfrü kesin olarak ayırmıştır. İman bizim olsun, küfür de sizin olsun. Artık aramızda bir şey kalmadı.
Allah-u Teâlâ'nın kesin olarak ayırdığını mahlûk birleştiremez. Bu salâhiyeti kimden aldınız? Siz küfrü kendi nâmınıza hoş görebilirsiniz, fakat İslâm nâmına aslâ! Herkesin haddini bilmesi lâzımdır!
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"İnsan, bizim kendisini nutfeden (kerih bir sudan) yarattığımızı görmez mi ki, şimdi o apaçık bir hasım kesilmektedir?" (Yâsin: 77)
Allah-u Teâlâ seni kerih bir sudan yarattı, suret verdi, adam kılığına koydu. Şimdi O'na hasım mı kesildin?
Nitekim Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime'sinde:
"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin!" buyuruyor. (Âl-i imrân: 102)
Ölünceye kadar hâlet-i İslâm'da sebât ediniz, başka bir hâlet üzerinde bulunmayınız.
Zulmedenlere Meyletmeyin!
Bu zâlimlerin yaptıklarına rızâ göstermemek ve onlara meyletmemek hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz." (Hûd: 113)
Kendilerinde zulüm bulunan kimselere meyletmek insanı ateşe götürürse, zulmü kökleşmiş olanlara eğilim duymanın, üstelik tamamen meyletmenin neticesini düşünmek gerekir.
Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz, hevâ ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme." (Kehf: 28)
Bu gibi kimselere meyletmenin, peşlerine takılmanın dünyadaki zararı ahirettekinden öncedir. Ümit ettikleri dünyevî menfaatler ya hiç ele geçmez veya geçse de serîüzz******* olur, mesuliyeti üzerinde kalır. Ahiretteki zararı ise hiç şüphesizdir ve muhakkaktır.
"Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdürler. Allah yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, her şeyi bilendir.
Sizin dostunuz ancak Allah'tır, onun Peygamber'idir ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.
Kim Allah'ı, onun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 54-56)
•
Misyonerlere, kiliseler açılmasına zemin hazırlamak; vatan topraklarının ve devlet mallarının küffara satışına zemin hazırlamak; ekonomiyi küffara peşkeş çekmeye çalışmak; terörün azmasını engellemek için tedbir almamak; buna mümasil o kadar acayip işler yapılıyor ki!
Bugün "Borsa" denilen "düzen"de yabancı parası 100 milyar dolara yaklaşmıştır. Sadece bu durum bile başlı başına bir tehdit ve tehlike unsurudur. Ancak bunlara sorarsanız "Ülkemize yabancı sermaye geliyor, ekonomimize güven var." diye hava atarlar.
Daha önce de vatana ihânet edenler başa geçmişti. Ancak hiçbirisi bu kadar ileri gidememişti.
Küffar milletleri memleketimizde köyler, kasabalar kurup yaşamaya başladı. Birçok ilçe yabancı ülke vatandaşlarının, ecnebilerin adıyla anılır oldu. Elektrik, su, telefon faturaları öyle oldu. Her türlü toprak satışını serbest bıraktılar. Küffar maksatlı geliyor. Ancak bunlara sorarsanız dünya küresel bir köy oldu. Küffar gelmiş, yerleşmiş korkacak çekinecek bir şey yok. Kâfir dostları geliyor, buralara yerleşiyor diye de çok memnunlar.
Fabrikalar, bankalar her şeyi satmaya çalışıyorlar. Adına da "Piyasa ekonomisi" derler. Yunan kilisesi Türkiye'de banka satın alır. Bunlara sorarsanız "Bunda ne var?" derler.
Allah'ım âkıbetimizi hayırlı etsin! Bunlara fırsat vermesin! Amin.
•
İdareciler hâin olup devleti yıkmaya çalışırken halk buna sükut ederse, her türlü isyan ve küfür alenen ilân edilirse, işte o zaman felaket beklenebilir.
Bilmezler ki halkın zararı memleketin zararıdır ve memleketin zararı herkesten önce başında bulunanların zararıdır.
Nitekim bir Âyet-i kerime'de:
"Onlar kendi yüklerini, kendi yükleriyle beraber daha nice yükleri taşıyacaklar ve uydurdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir." (Ankebût: 13)
Şu kadar var ki:
"Ben onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır." (Kalem: 45)
Âyet-i kerime'sinde beyan buyurulduğu üzere; onlara makam ve mevki, rızık bolluğu, uzun ömür, beden sağlığı gibi nimetler, kuvvetler ve zevkler vererek, derece derece azaba yaklaştırır. Tam sırası gelince bir anda iplerini çekiverir.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:
"Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah zâlime mühlet verir. Amma bir de yakalarsa onu bırakmaz." (Müslim: 2583)
Buyurmuş, sonra da şu Âyet-i kerime'yi okumuştur:
"Halkı zâlim olan bir memleketi Rabb'in yakaladığı zaman işte böyle yakalar. O'nun yakalaması pek acı ve pek şiddetlidir." (Hûd: 102)
Bu ilâhi buyruk bütün zalimlerin akıbetlerinin ne kadar ağır olduğunu açıkça bildirmektedir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler." (Hûd: 101)
•
Allah-u Teâlâ Hud sure-i şerif'inin 82. ve 83. Âyet-i kerime'lerinde Lut kavminin helâk olma durumunu haber verirken nihayetinde şöyle buyuruyor:
"Bu felâket taşları zalimlerden uzak değildir." (Hûd: 83)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Cebrâil Aleyhisselâm'a: "Zalimlerden murad kimdir?" diye sorduğu zaman: "Senin ümmetinin zalimleri de dahildir." buyurdu.
Allah-u Teâlâ felaket taşlarının eninde sonunda bütün zalimlere erişeceğini haber vermektedir.
Zina, fuhuş ve benzeri gayr-i meşru hayasızlıkların yaygınlaştığı bir memleketin ve halkının başına herhangi bir felaket ve musibetin geleceği mukadderdir.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyururlar:
"Bir memlekette zina ve faiz yaygınlaşırsa, o memleket halkı Allah'ın azabını mutlaka helâl kılmış, hak etmiştir." (Taberâni)
Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur ki:
"Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Allah bir millet için kötülük dilediği zaman, artık onu geri çevirecek bir kuvvet yoktur. Onlar için Allah'tan başka bir veli (yardımcı) da yoktur." (Ra'd: 11)
Hâinlerin Âkıbetleri:
Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız, hevâ ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme!" (Kehf: 28)
Onlar din ve diyaneti, ibadet ve taatı bırakıp bâtıla saplandılar. Eğer gerçekten iman etseler ve Allah-u Teâlâ'yı anmış olsalardı, gururlanmazlar, büyüklenmekten vazgeçerlerdi.
Hakk'tan uzaklaşan, nefsinin arzularını ilâh edinen bir kimse bunun neticesi olarak da ilâhi hudutları aşar, her hususta aşırılığa kaçar. Bu sebepledir ki ona itaat eden kimse de onun gibi olur, onun arkasında bozgunculuğa devam eder.
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise:
"Kâfirlere ve münafıklara itaat etme!" buyuruluyor. (Ahzâb: 48)
Ebu Said-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Onlardan (başınızdakilerden) kim size Allah'a isyan etmeyi emrederse sakın o kimseye itaat etmeyiniz." (İbn-i Mâce: 2863)
Bu gibi kimselerin peşlerine takılmanın dünyadaki zararı ahirettekinden öncedir. Ümit ettikleri dünyevî menfaatler ya hiç ele geçmez, veya geçse de serîüzz******* olur, mesuliyeti üzerinde kalır. Ahiretteki zarar ise hiç şüphesizdir ve muhakkaktır.
Bu husus o kadar mühimdir ki, herkes dünyada kimin bayrağı altında bulunmuşsa, kime uymuş, kimleri rehber edinmişse, ahirette de onun bayrağı altında bulunacaktır.
Peşine düşüp gittiği lideri nereye götürülürse onlar da oraya gidecek. Dünyada olduğu gibi ahirette de bir ve beraberdirler.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Kıyamet gününde insanlar bir araya toplanır. Rabb'imiz 'Her kim neye tapmışsa onun ardına düşsün.' buyurur. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi tağutların (kodamanların) peşine düşüp gider." (Buhârî. Rikak: 52)
Avam güruhu, dünyada iken lider kabul ederek körü körüne peşlerine sürüklendikleri kimselerin ahiretteki zillet ve meskenetlerini, ne kadar sefil bir duruma düştüklerini gördüklerinde onlara şöyle derler:
"Biz size uymuştuk, sizin bağlılarınızdık. Şimdi siz Allah'ın azabından zerrece bir şey olsun savıp bizi koruyabilecek misiniz?" (İbrahim: 21)
Bütün yetkileri, makam ve mansıpları dünyada kalan önderler bu sözler karşısında mahcup olurlar, acziyetlerini itiraf ederler ve derler ki:
"Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de size doğru yolu gösterirdik." (İbrahim: 21)
Orada ister istemez Allah-u Teâlâ'nın yüce kudretini kabul ve itiraf ederler.
"Şimdi artık sızlansak da sabretsek de birdir, kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur." (İbrahim: 21)
Artık iş bitmiş, iş işten geçmiştir.
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Başlarının üstünden de kaynar su dökülür. Bununla karınlarındaki şeyler ve derileri eritilir." (Hacc: 19-20)
"Onlar kazandıklarından ötürü helâka sürüklenmiş kimselerdir.
Onlar için kaynar sudan bir içki ve inkârlarından dolayı da acıklı bir azap vardır." (En'âm: 70)
Bunlar Allah'ın kitabı ile alay eden, dinlerini oyun ve eğlenceye alan sapıklardır. Azap boyunduruğu altında tutulmuşlar, hak ettikleri cezâlarına kavuşmuşlardır. Karınlarında gurultu edecek ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar sudan şaraplar, cezâlarının sadece bir bölümüdür.
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Onlar cehennem ateşi ile kaynar su arasında dolaşır dururlar." (Rahman: 44)
Allah-u Teâlâ zebânilere emreder:
"Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!" (Duhan: 47-48)
Ve onları tahkir ederek şöyle buyurur:
"Tat bakalım! Hani sen kendince çok üstün, çok şerefli bir kimse idin." (Duhan: 49)
"Bu, işte o şüphe edip durduğunuz şeydir." (Duhan: 50)
Çünkü onlar dünyada iken kendilerinin çok büyük kimseler olduklarını, elde ettikleri mal ve mevkiye güvenerek halkın en şereflileri olduklarını zannediyorlardı. O derece refaha boğulmuşlardı ki; ahireti, muhasebeyi, cezayı hiç hesaba katmıyorlardı, kendilerini uyaran, bu günleri ile karşılaşacaklarını haber verenleri yalanlamaya ve karşı çıkmaya cüret ediyorlardı.
Şimdi ise o şüphe ettikleri şey gerçek oldu, tekzip ettikleri hakikat ayan-beyan karşılarına çıktı.
Bu zâlimler ne ile karşılaşacaklarını görsünler.
"Biz zâlimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki, onun kalın duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.
Susuzluktan yardım istediklerinde, erimiş mâden gibi yüzleri kavuran bir su ile yardım edilir.
O ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!" (Kehf: 29)
Allah-u Teâlâ kâfirleri kuşatacak olan ateşi, kişiyi çepeçevre saran kapalı duvarlara benzetmiştir. Böyle bir kimse, kendisini kuşatan ateşten nasıl kurtulabilir?
"O gün zâlimlere özür beyan etmeleri hiç fayda sağlamaz. Lânet onlaradır, en kötü yurt da onlarındır." (Mümin: 52)
Onların daimi ikâmetgâhları cehennemdir.
"Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suya sürükleneceklerdir.
Sonra da ateşte yakılacaklardır." (Mümin: 71-72)
Önce Hamîm'e sürüklenirler, sonra Cahîm'e atılırlar.
"O gün cehenneme itildikçe itilirler." (Tûr: 13)
Zebaniler, ateşe girinceye kadar enselerine vururlar.
"Andolsun ki biz onlara en büyük azaptan önce en yakın azabı tattıracağız." (Secde: 21)
"Azab-ı ednâ" dünya azabı, "Azab-ı ekber" ise ahiret azabıdır.
"Bâtılı hakkın yerine koymak için mücadele etmişlerdi." (Mümin: 5)
Aslı esası olmayan, kendi kafalarına göre uydurmuş oldukları zan ve vehimlere uyarak münakaşalara atılmışlardı.
"İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetlerin içinde, aleyhlerinde söz hak olmuş (azap gerçekleşmiş) kimselerdir. Doğrusu onlar hüsrana uğrayanlardır." (Ahkâf: 18)
Şeytana uymak suretiyle aslî fıtratlarını kaybetmişler, ilâhî hükümleri inkâr ederek ebedî felâkete düşmüşlerdir.
"İslâm'a dâvet edilirken Allah'a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Allah zâlimler güruhunu hidayete erdirmez." (Sâff: 7)
Böyle birisinden daha zâlim bir kimse elbette ki olamaz.
"Böylesine: 'Allah'tan kork!' denilince, benlik ve gururu kendisini günaha sürükler.
Ona cehennem yeter. O ne kötü yataktır!" (Bakara: 206)
Ceza olarak, öfkesinden kükreyen cehennem onun için kâfidir.
Söz ve icraatlarıyla isyankâr olan bu kişilere "Allah'tan kork! Bozgunculuktan vazgeç, Hakk'a dön!" diye öğüt verilecek olursa hiç kulak asmaz. Onun bu gibi sözlere hiç tahammülü olmaz. Büsbütün inatlaşır, küfründe ısrar eder ve büyük günahlara kapı açmakta tereddüt göstermez. İsyan ve günahlar onu çepeçevre kuşatır.
|
• 27/11/2007 - Teşekkür